Yazıları görüntüle Bandırma Düşünce Üretim Platformu

demo

Pekel: Bandırma değişimi iktidarımızda yaşayacak..!

29 Mart yerel seçimlerinde CHP ve Belediye Başkan Adayı Sedat Pekel,seçimleri kazanan ve iktidar olan taraf oldu.
Son sayımızda “kapak konusu” olarak buna dikkat çekmiş ve 29 Mart günü hangi partinin belediye başkan adayının kazanacağına “?” ile dikkat çekmiştik.
Bu sayımızda sizler için Başkan Sedat Pekel ile seçim sürecini ve sonrasını söyleştik. Önümüzdeki 5 yıllık hizmet dönemi ile ilgili karşılıklı görüş alış verişinde bulunduk.

‘Pekel: Bandırma değişimi iktidarımızda yaşayacak..!’ devamını oku

Ahmet Mekin:Gerçekçi bir Atatürk filmi çekmek için Türkiye’nin bütçesi yetmez..! - Önder Balıkçı’nın söyleşisi

Türk Sineması’nın tanınmış karakter oyuncularından Ahmet Mekin, “ Gerçek anlamda bir Atatürk filmi çekmek için Türkiye’nin bütçesi yetersiz kalır. Böyle bir film, belki ABD ile ortaklaşa yapılabilir” dedi.
Yaşamını 1980 yılından bu yana Balıkesir’in Erdek İlçesi’ne bağlı Ocaklar Beldesi’nde sürdüren Mekin, şunları söyledi:
‘Ahmet Mekin:Gerçekçi bir Atatürk filmi çekmek için Türkiye’nin bütçesi yetmez..! - Önder Balıkçı’nın söyleşisi’ devamını oku

Ocaklar O’nunla gelişti… - Önder BALIKÇI’nın röportajı

Erdek İlçesi’ne bağlı Ocaklar Beldesi’nin CHP’li Belediye Başkanı Hüseyin Durak, 29 Mart 2009 yerel seçiminde, üst üste üçüncü kez göreve seçilirken, beldedeki oyların yüzde 87’sini alma başarısını da gösterirken, rakiplerini ezip geçiyordu, adeta.
1958 yılında, Ocaklar’da dünyaya gelip, ilkokulu o zaman köy olan bu beldede, şu anda yerine belediye binası yapılan okulda tamamlayan Durak, ortaokul ve lise yıllarının bir bölümünü Erdek, bir bölümünü ise İstanbul’da geçirdiğini, 1977’de girdiği Balıkesir Devlet Mimarlık ve Mühendislik Fakültesi’nin mimarlık bölümünden, 1982 yılında mezun olduğunu anlatıyor. Ardından, yedek subay olarak bir bölümü Balıkesir ve bir bölümü İzmit Gebze’de gerçekleştirilen vatan görevi. ‘Ocaklar O’nunla gelişti… - Önder BALIKÇI’nın röportajı’ devamını oku

İç sularımız tehdit altında - Engin ARICAN

Türkiye’nin dört yanındaki göl ve göletler, nasıl yayıldığı hala “muamma” olan bir balığın tehditi aldında!
Oysa ki, göl ve göletlerimizdeki, yani iç suyarımızdaki doğal yaşam ve canlılar Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın kontrol ve yetki alanı içersinde ama bu konuda Bakanlıktan “resmi” hatta “gayri resmi” hiçbir açıklama yok..!
Bu konuda bilim insanları, ekmeğini bu sularda avlanarak kazanan balıkçılar ve çevrecilerin dışında “ses” veren herhangi bir kurum ve çevre de yok..!
Yani, bir yanda iç sularımızı işgal ederek, göl ve göletlerimizde “egemenliğini” ilan eden ve hemen hemen kendisi dışındaki tüm canlı türlerini yok eden “bir balık” ve bu trajik gelişmeye “isyan” eden, seslerini duyurmaya çalışan “bir avuç” insan…
“İsrail Sazanı”ndan söz ediyoruz…
Ege Üniversitasi (EÜ) Su Ürünleri Fakültesi Öğıretim Üyesi Prof.Dr. Süleyman Balıklı, “İsrail Sazını” olarak bilinen istilacı “carassius” balığının Türkiye’nin en önemli göl ve göletlerinde balık türlerini yok ettiğini, binlerce balıkçının bu yüzden işsiz kalabileceğine dikkat çekiyor. ‘İç sularımız tehdit altında - Engin ARICAN’ devamını oku

ORADAYDIM… (1 MAYIS 1977) İrfan Astunç

“Başkanım! Vaktiniz varsa müdür bey sizinle görüşmek istiyor…”
“Sağol! Birazdan gider görüşürüm…”
DİSK’e bağlı Türkiye Maden İş Sendikası’nın işyeri sendika temsilcilik odasında, birleştirdiğimiz masalar üzerinde aramızda para toplayıp aldığımız boya ve bezlerle, 1 Mayıs kutlamaları için, pankart hazırlama derdindeyiz…
Fabrika müdürü Fehmi bey, bir doksan boyunda, yaklaşık yüz yirmi kilo ağırlığında kapı gibi bir adam. Çalışanlar arasında lâkabı, Baba Fehmi. Konumumuz gereği sık sık karşı karşıya gelsek de, gerçekten de kalıbına ve lâkabına uyan bir yüreği var. Ben onun akıllı düşmanı (onun deyimiyle), o benim dürüst, mert işveren temsilcim…
Önemli bir durum olmasa güvenlik görevlisini gönderip beni çağırmazdı…
Odasının kapısını tıklayıp girdim. Ellerini arkasında kavuşturmuş, sırtı kapıya dönük odasının penceresinden Kâğıthane Deresi’nin can verdiği, ulu ağaçların gölgelediği, bir zamanlar İstanbullular’ın eğlence ve dinlence yeri iken, şimdi can çekişen, ölümü bekleyen Sadabat Kasrı’nı izliyor… ‘ORADAYDIM… (1 MAYIS 1977) İrfan Astunç’ devamını oku

Ne zaman bir horoz sesi duysam, çocukluğum koşuşturur içimde… - Belgin GÜNAY

Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan!? Daha neler neler doluyor hem de… Her yıl olduğu gibi, ulusal egemenliği armağan ettiğimiz yeni neslin bayramını “coşku” içinde kutladığımızı okudunuz gazetelerde, ana haber bültenlerinde izlediniz. 2008 yılı ve 2009′un ilk yarısı çocuklarımız için gerçekten de coşku içinde geçmişti çünkü.

Örnek mi istiyorsunuz?
Mesela Hüseyin Üzmez’in bir fakir kızcağıza ettiği maddi yardımı ve bu yardımın yanında gösterdiği ağzı köpüklü, teneşir paklayasıca şefkatini (!) okuduk aylarca… Kösele suratlı bir merak ve kayıtsızlıkla yakından takip ettik bu davayı. Akabinde, Adli Tıp Genel Kurulu’nun ‘tek çocuk psikiyatrı’, çocuğa cinsel istismarla suçlanan Vakit yazarı Hüseyin Üzmez ile ilgili yeni raporun hazırlanacağı gün ağır ithamlarda bulunarak istifa etti. Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in cinsel istismarına uğradığını söyleyen 14 yaşındaki B.Ç., olaydan yaklaşık bir yıl sonra, yeniden muayene edilmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu’na getirilmişti. ‘Ne zaman bir horoz sesi duysam, çocukluğum koşuşturur içimde… - Belgin GÜNAY’ devamını oku

İnisiyatif: Filistin halkı yalnız değil!

102_7140Bandırma’da işçi ve kamu çalışanları sendikaları ile sivil toplum örgütlerinin katılımıyla kurulan “Bandırma Yerel Seçim İnsiyatifi”, Petrol İş Sendikası Şubesi’nde düzenlediği basın toplantısıyla Filistin halkına karşı yürütülen siyonist saldırganlığı lanetledi ve kınadı.

İnisiyatif Yürütme Kurulu adına Petrol İş Şube Başkanı Recep Gökdeniz şu açıklamayı yaptı:

“Yugoslavya’nın Ankara’daki son büyük elçisi Makedon şair Trajan Petrovski Filistin hakkında şunları der: “O ülke adanmış ülkedir, tümümüzün yol alıp gittiği; ama bir türlü varamadığı… Filistin’e doğru giden adımlarımızı yitirirsek sağırlaşacağız, dilsiz kesileceğiz, körleşeceğiz! Ölü varsak dahi oralara varmak zorundayız!..”

İsrail, Hamas ile 6 aylık ateşkesin bitmesinin ardından Filistin toprağı Gazze’ye bomba yağdırdı. Havadan ve denizden devam eden saldırılarla harabeye dönen şehirde aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu en az 300 kişi hayatını kaybetti, 700′ün üzerinde yaralı var. Hastanelerin gerekli teçhizat, ilaç ve elektrikten yoksun olmaları nedeniyle ölü sayısının giderek artması bekleniyor.

Filistinlileri topraklarından eden siyonist İsrail devleti, şimdilerde bütün Filistinlileri Gazze şeridine hapsetmek istemektedir. Bununla da yetinmeyip bu hapishaneyi Filistinlilerin başına yıkmaktadır.

Çöle düşürdüğü ve İsrail’e ciddi hasar vermeyen Katyuşa roketlerine İsrail tarafından 100 ton bombayla yanıt verilen, siyonistler tarafından acımasız saldırılar için bahane edilen Hamas örgütünün Gazze üzerindeki yoğun etkisi bugün bir dezavantaja dönüşmüş durumdadır; direnişin Kuzey ve Güney kutupları birbirinden giderek uzaklaşmaktadır. Dünya tarihinde bugüne dek hiçbir kurtuluş savaşının, hiçbir bağımsızlık mücadelesinin dini güdümlerle ve uhrevi yollar izleyerek kazanılmadığı aşikardır. Ülkemizde hem Filistin halkına destek methiyeleri düzen hem de göğsünü gere gere “BOP’un eşbaşkanı” olduğunu söyleyen siyasal İslam destekçilerinin tavrı, dinin bir ulusun namus davasında temel dayanak olamayacağının en açık kanıtıdır. Filistin halkı ne zaman birleşip ortak düşmanlarına karşı güç birliği içinde, kardeşlik bağı altında direnecekse, zafer o gün kazanılmış demektir.

Batı Şeria’da bulunan İsrail Hahamlar Şurası yazılı olarak yayınladıkları fetvada, “Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz gördüğünü, insanların Gazze’de ve Lübnan’daki kadınlara ve çocuklara acımalarının, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle baktıkları anlamına geldiğini” ifade ettiler. Bu fetva İsrail’de yayın yapan 7 İsrail kanalında yayınlandı.

İsrail, Filistin topraklarını tarihi, kültürel geçmişi hiçe sayarak, insan haklarını da ihlal ederek 60 yılı aşkın bir süredir işgal etmektedir. Evangelist ve siyonist politikaları benimsemiş bazı unsurlar hiçbir hak-hukuk umursamadan tüm Filistin halkını terörist kabul etmektedir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de “din”, küplerini doldurmak, altın keselerini kanla beslemek isteyen iktidar sahiplerinin en büyük silahı olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Filistin’deki vahşetin gözümüzün önünde cereyan etmeye başlamasının ve bizim seyirci kalmamızın üzerinden tam 60 yıl geçti. Sessiz kalarak, onay verip tüm bunların sorumluluğunu göze almamızın, akıtılan kanın kardeş kanı olduğunun bilincinde olup kılımızı kıpırdatmamamızın üzerinden tam 60 yıl geçti. İleride bizim de başımıza gelirse; bu suskunluğumuzu anımsayıp medet ummaktan bile uzak mı düşeceğiz? Arkadaşlarımızın, ailemizin ölümüne, akan onca kana, o kan seline şahit olunca da böyle umarsız mı olacağız? Bilinçten, tepki vermekten böyle uzak mı olacağız?

En önemlisi; bir 60 yıl daha bu zulme iştirak edecek miyiz?

Bugün hain saldırılar yalnızca Gazze’de de değildir, İsrail’in Batı Şeria’da inşa ettiği duvar Berlin duvarı’nın iki katı yüksekliğindedir ve dikenli telleri çevreleyen tampon bölgeler Batı Şeria’nın %50’sini zaptetmiş durumdadır. Bu durumda Filistinliler tarihi Filistin topraklarının sadece %12’sini kontrol edebiliyorlar. Dahası bu bariyer ve İsrail-Batı Şeria sınırı arasında kalan tampon bölgede (yeşil hat) Batı Şeria halkının %16’sı yaşıyor, tabi yaşamak denirse, zira her iki tarafla da bağları kopmuş durumda. Yeşil hat ve İsrail arasında kalan halka İsrail vatandaşlığı verilmeyecek. Bunun anlamı şu: yaratılan tampon bölge İsrail’in “güvenlik” bahanesinden çok daha başka amaçlara hizmet ediyor, bu durumda bölgede yaşayan insanlar er ya da geç burayı terk etmek, Batı Şeria’nın Filistin kontrolündeki kısmına göç etmek zorunda kalacak ve o topraklar İsrailin olacak. Göç etmeyen insanlar her yandan duvarlar, dikenli teller ve askerlerle çevrili, izole edilmiş alanlarda yaşamak zorundalar.

Tampon bölge büyük tahribatlara yol açıyor, yakınında yaşayanlar sürgün ediliyor. Duvarlar yerleşim yerlerinin tam dibinde bitiveriyor, yani evinin, okulunun penceresinden bakan Filistinli burnunun dibinde 8 metrelik duvarları, silahlı İsrail askerlerini görüyor. Sokakta oynayan çocukların oyun alanlarını elektrik verilmiş dikenli teller sınırlıyor. Top kaçarsa kaçtı, yapacak bir şey yok. İnşa edilen bu duvarlar bize açık bir mesaj veriyor: insanlık tarihi ikiyüzlülüğün tarihidir. İkiyüzlülüğün Türkiye bayiliğini üstlenen egemenler, kendini Müslümanın hamisi, imanın sigortası gibi lanse eden bazı siyasiler, Filistin konusunda samimi ve somut adımlar atmaktan çekinmelerine, diğer Müslüman ülkeleri de bu konuda cesaretlendirmek için herhangi bir girişim göstermemelerine karşın İsrail ile dostluklarında hala oldukça samimi davranmaktadırlar.

Bandırma Yerel Seçim İnsiyatifi olarak bizler, Filistin’li kardeşlerimize yöneltilen, saldırı, abluka ve yıldırma üzerine kurulu bu vahşi politikanın bir an önce durdurulmasını talep ediyor, Filistin davasına sonuna dek hak verdiğimizi yineliyoruz. Türkiye, siyonist İsrail Devletini saldırganlığı nedeniyle kınamakla yetinmemeli; tüm diplomatik ilişkilerini askıya almalıdır.

Barış için, Adalet İçin, Filistin İçin Birlikteyiz! Filistin Halkı Yalnız Değildir! Yaşasın Filistin halkının haklı mücadelesi!”

“Kendi adayımızı çıkartırız”

yerel-inisiyatifBandırma’da faaliyet gösteren 14 sendika ve sivil toplum örgütünden oluşan Bandırma Yerel Yönetin İnisiyatifi 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde siyasi partilerin belediye başkan adaylarını ön seçimle belirlemesi konusunda ortak basın açıklaması yaptı. İnisiyatif, Bandırma’da partiiçi demokrasi adına adım atılmadığı takdirde siyasi partilerin hiçbirini desteklemeyerek bağımsız aday çıkartacaklarını belirtti.

İnisiyatif adına basın açıklamasını yapan Petrol İş Sendikası Bandırma Şube Başkanı Recep Gökdeniz “Kamuoyunun da bildiği gibi, yerel seçimlere, üç ay gibi az bir süre kalmıştır. Demokrasilerde, yerel seçimlerin büyük önem taşıdığı, tartışılmaz ve yadsınamaz bir gerçektir. Karar verme, temsil ve katılım mekanizmalarındaki aksaklıklar kentsel sorunlara temel oluşturur.

Keza, demokrasinin yerel ayağının geliştirilip, güçlendirilmesinde; yurttaşların yerel yönetimlerde söz ve karar sahibi olmalarının ötesinde kent yaşamında söz sahibi olmalarında; demokrasinin kentlerde bir yaşam tarzı ve kültürü olarak hem işlerlik hem de işlev kazanmasında; yurttaş olarak hak ve özgürlüklerimizin söylem konusu olmasının ötesinde ete ve kemiğe bürünmesinde; siyasi partilerde edilgen ve yetkileri elinden alınmış üyelerin, “taraftarlar topluluğu”na indirgenmesini ve “lider sultası” altında ezilmesini kabul etmemizi kimse bizlerden bekleyemez. Ancak, gördüğümüz odur ki, önümüzdeki yerel seçimlerde de yurttaş ve toplum olarak siyasi irademize yine ipotek konularak, yerel yönetimlere aday olacak siyasi temsilcilerin belirlenmesinde demokrasi dışı anlayış ve yöntem arayışları içersine girilmektedir” dedi.

Gerekirse seçimlere ortak adayımızla gireriz
Gökdeniz devamında şunları söyledi “Bandırma yerel yönetim inisiyatifi olarak önümüzdeki yerel seçimler öncesinde siyasi partilerin öncelikle parti içi demokrasinin gereği olarak, aday belirlenmesinde “ön seçim” koşulunu gözetmeleri ve adaylarını “ön seçim” ile belirlemeleri gereğine önemle dikkat çekiyoruz. “Ön seçim”in de salt delege bazında değil, üye bazında gerçekleşmesinin önemini vurguluyoruz. Sadece bununla da yetinilmemeli daha sağlıklı ve doğru bir karara ulaşabilmek içinde kentte bulunan sendika, dernek, sivil toplum kuruluşlarının ve meslek örgütlerinin de görüşleri kamuoyu yoklamasıyla adayı belirlemede dikkate alınmalıdır.

Çünkü, demokrasilerde gerçekleştirilen seçimlerde, temsil yetki ve görevinin, geniş halk kitlelerinin katılımıyla gerçekleşecek oylamalarla sağlanacağı tartışılmazdır. Bu gerçekler doğrultusunda; önümüzdeki yerel seçimlere katılacak tüm siyasi partileri, parti içi demokrasiyi koşulsuz ve eksiksiz uygulamaya; seçim sürecini demokratize etmeye ve adaylarını “ön seçim”le belirlemeye davet ediyoruz. Bandırma yerel yönetim inisiyatifi olarak bizler; halkçı ve demokratik yerel yönetimler için taleplerimizi içeren bir programı önümüzdeki günlerde kamuoyunun ve siyasi partilerin bilgisine sunacağız.

Yine Bandırma yerel yönetim inisiyatifini oluşturan demokratik kitle örgütleri olarak bizlerin belirleyeceği adaylarımızın seçilebilecek yerlerden Belediye meclisi ve İl genel meclisi listelerinden aday gösterilmelerini talep edeceğiz. Yine taleplerimiz doğrultusunda görev yapacağına inandığımız mahalle muhtar adaylarını destekleyecek gerek gördüğümüz mahallelerde de aday göstereceğimizi de kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Kenti yönetmeye aday siyasi partilerin aday belirleme sürecinde ve yerel yönetim programlarında demokratik kitle örgütleri olarak bizlerin taleplerini dikkate almadıkları taktirde,Bandırma yerel yönetim inisiyatifi olarak; kendi bağımsız adayını belirlemek de dahil olmak üzere farklı seçenekleri değerlendireceğimizin bilinmesini istiyor”

Bandırma, AB Gıda ve Unakıtan Ailesi

Engin ARICAN

Türkiye’nin siyasi ve ekonomik kaderinde ailelerin önemli rolü olmuştur. AKP’in 2002 yılında siyaset sahnesine çıkışı ve genel seçimlerde iktidar olması ile birlikte de AKP’den Milletvekili seçilen ve kabinede Maliye Bakanlığı görevini üstlenen Kemal Unakıtan’ın Türk siyaset yaşamında üstlendiği rol yanı sıra Ailesi aracılığıyla ekonomik yaşamımızda üstlendiği rol hep dikkat çekti..

‘Bandırma, AB Gıda ve Unakıtan Ailesi’ devamını oku

Naziler ve Çingene katliamı

Belgin Günay

1944 yılının 10 Ekim günü, 800 çingene çocuk, Auschwitz kampının gaz odalarında öldürüldü. Bu çocukların pek çoğu, özellikle de ikizler, ölümlerinden önce defalarca (ölüm meleği) Dr. Mengele’nin deneylerinde kullanılmışlardı.

‘Naziler ve Çingene katliamı’ devamını oku

Yazmak, yaşama tutunmaktır!

Eğitimci-Yazar Selçuk AYBEK, Gazeteci-Yazar Önder BALIKÇI’ya konuştu…

Bandırma’nın yetiştirdiği, değerli bir eğitimci-yazar, o. Selçuk Aybek’ten söz ediyorum. 1937 yılında, Bandırma’da dünyaya gelen Aybek, sürekli yeni yapıtlar üretme çabası içinde.

‘Yazmak, yaşama tutunmaktır!’ devamını oku

Kocaman Alkış (!)

Önder Balıkçı

Televizyon kanallarındaki sunucuların büyük bir bölümü, eğlence programlarını sunarlarken, izleyicilerinden “kocaman alkış” istemiyorlar mı, çıldırıyorum! “Kocaman alkış”, Türkçe katliamının hangi noktalara ulaştığının en belirgin göstergesi! “Kuvvetli alkış” denilse bir itirazım olmayacak ama “kocaman alkış” olur mu?

‘Kocaman Alkış (!)’ devamını oku

Ekonomik büyüme ve kamu politikaları

Doç. Dr. A. Niyazi Özker

Kamusal finansman dengesinin öncelikli mali finansman politikalarının etkisiyle birlikte, bu finansman dengesinin bizim ülkemiz gibi politik dengelerinin istikrarından da doğrudan etkilendiği gerçeği, bu politikalarının da uygulamada bütçe politikalarının ağırlıklı olarak ele alınması ve ön plana çıktığı bir süreçlede bizi karşı karşıya getirir.

‘Ekonomik büyüme ve kamu politikaları’ devamını oku

Melez ördek

İrfan ASTUNÇ
Köyün hemen alt tarafında taşkınları önlemek amacıyla yapılan gölet, kapakları iki yıl boyunca hiç açılmadığı için, kuş cennetine dönmüştü. Balıkçıldan leyleğe, kuğudan pelikana, kazdan ördeğe, yerli ya da göçmen binlerce kuş, ya söğüt ağaçlarının kuytusunda ya sazlıklarda barınıyor, doyunuyorlardı. Kış aylarında arada bir gölet çevresini dolanan ördek avcılarını saymazsak, rahatlarına diyecek yoktu.

‘Melez ördek’ devamını oku

Arkeolojik değerler beklememeli…

Önder Balıkçı

Türkiye’de, “arkeolojinin babası” olarak bilinen, Ekrem Akurgal’ın, 1950-1960 yılları arasındaki kazı dönemini saymazsanız, Bandırma’ya bağlı Ergili Köyü yakınlarında, “Hisartepe” mevkiindeki Daskyleion ören yerinde, Prof. Dr. Tomris Bakır’ın başkanlığındaki ekibin yürüttüğü kazılar 20 yaşına bastı. Prof. Dr. Bakır, 1988 yılından bu yana, bir yıl dışında kazıları sürdürüyor.

‘Arkeolojik değerler beklememeli…’ devamını oku